BİR REZALETNAME: MARİFETNAME VE BİLİMSEL GERİLİĞİN KÖKENİ

Kuran evde bohçalar içinde sarılı, okunmadan dururken dini yayınlar adı altında öyle kitaplar satılmakta ve okunmaktadır ki buna akıl erdirmek hiç mümkün değildir. Bu bölümde 250 yılı aşkın bir süredir rekor düzeyde satan, hala sadeleştirilip farklı yaynevleri tarafından tekrar tekrar basılan Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetnamesi’ni inceleyeceğiz.

İLİM, İRFAN OKYANUSUNUN KİTABI

Erzurumlu İbrahim Hakkı, gelenekçi dini savunanlar tarafından büyük alim, ilim ve irfan okyanusu olarak takdim edilir. İbrahim Hakkı’nın Marifetname’deki izahlarına geçmeden, bu kitabı öven açıklamalara bir iki örnek vereceğiz. Bu övücü açıklamaları aklınızda iyi tutarsanız İbrahim Hakkı’nın değerli (!) açıklamalarını okuduğunuzda daha iyi değerlendirebilirsiniz. Kitsan tarafından 1984 yılında basılan Marifetname’nin 2. sayfasında İstanbul Müftüsü Selahattin Kaya’nın takdimi şöyledir. “Yazıldığı asırlara ışık tutan, günümüze kadar değerinden bir şey kaybetmeksizin dini eserler arasında müstesna bir yer işgal eden Marifetname’nin tekrar irfan hayatımızda yer alması sevindirici bir olaydır.”

Bedir Yayınevi ise Erzurumlu İbrahim Hakkı’yı tanıtırken, bizim gibi mezhepleri eleştirenleri ve sonuç olarak da Marifetname’yi de eleştirenleri kınayarak ve İbrahim Hakkı’yı överek okuyucularnı bu muazzam (!) esere hazırlar: “Bu kitabın müellifi Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri zahir batın ilimlerinde son derece yüksek bir mevkiye sahip olup, hem ulemai amilinden, hem de meşayihi kiramdan bir zatı celilül kadirdir. Kendisini rahmetle anar, onun ve diğer piranın ruhaniyetlerinin bizimle beraber olmasını Hak Teala’dan niyaz ederiz. Müellif hazretleri Ehli Sünnet Vel Cemaat mezhebindedir. Zaten hem itikad ve hem amelde tek yol Sünniliktir. Zamanımızda İslâm dünyasında ve bu arada memleketimizde türeyen bazı gafil ve cahiller Ehli Sünnet yolundan saparak yüce dinimizin safiyetini bozmak istemektedirler. Reformcular, Vehhabiler, Selefiye cereyanı salikleri, mezhepleri inkar edenler, mezhepleri birbirine karıştırmak isteyenler, İran Rafizilerinin peşine düşenler, din perdesi altında hizipçilik, anarşi ve terör kundakçılığı yapanlar ortalığı ifsad etmektedirler. Tüm mü’min kardeşlerimizin bu zararlı bidat cereyanlarına karşı son derece uyanık bulunmaları, onların aldatıcı propagandalarına kanmamaları ve Ehli Sünnet mezhebine sımsıkı sarılmaları lazımdır. Ta ki dinimiz yücelsin, ümmetimiz selamet bulsun. Marifetname’nin bu baskısı büyük emeklerle hazırlanmış gerektiği zaman selahiyet sahiplerine danışılmış ve elden geldiği kadar eksiksiz bir eser vermek için gayret sarf edilmiştir. Türkiye’mizin yetiştirmiş olduğu büyük İslâm alimi ve arifi olan Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumi hazretlerinin Marifetname’si eski tabirle bir muhital maariftir yani bir ilim ve irfan okyanusudur. Baştan sona kadar inceliklerle, hikmetlerle dolu bir hazinedir. Böyle bir eseri milletimize sunmaktan bahtiyarlık duyuyoruz ve bizi buna muvaffak kıldığı için Halıkımıza hamdu senalar ediyoruz.” Bedir Yayınevinin kitabı takdimi bu şekildedir.

BİR REZALETNAME: MARİFETNAME

Birazdan vereceğimiz örnekleri incelemeniz Ehli Sünnet alimi diye gösterilenlerin seviyelerini anlamanızı, dini yücelttiklerini sanırken neler yaptıklarını, bunun yanında bunları öven mezhepçi zihniyeti eleştirmekte isabetli veya isabetsiz olduğumuzu belirlemenizi sağlayacaktır.(Eğer bu kitabı almak isterseniz İbrahim Hakkı’nın yaptığı Cennet haritasını da kapsayan bir kitabı alın. Ne yazık ki Marifetname’nin bazı baskıları bu çok değerli(!) haritayı kitaptan çıkarmış bulunuyorlar.) Değerlendirmelerinizi daha rahat yapabilmeniz için Marifetname’den (Başlıklar bize aittir) örneklere geçiyoruz:

MELEKLERİ KORKUTAN YAKUT GÖZLÜ YILAN

Bütün bu saf saf olan meleklerin ötesinde bir büyük yılan vardır. Arşı azamı başı kuyruğunun üzerine gelmek üzere çevrelemiştir. Başı beyaz inciden, bedeni sarı altından ve gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Her bir tüyünün dibinde bir meleğin tespih ettiği yüz bin kanadı vardır. Bu sarı yılanın tespihinin sesi diğer bütün meleklerin tespih seslerini bastırarak onlara korku verir. Ağznı açtığı zaman gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılana ilham olunmasa idi, onun sesinin heybetinden bütün mahluklar helak olurdu.

ALTI YÜZ KANATLI, ALTMIŞ BİN TELEKLİ MELEK

Birisi Cebrail aleyhisselamdır ki altı yüz kanadı vardır. Her birinin yüz teleği vardır ki her teleğin uzunluğu Batı ile Doğu’nun arası kadardır. Tüm kanatları renkli nurlarla olmakla beraber, büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altına kadar uzanır. Kanadının bir tüyü ile dağları devirecek kadar kuvvetlidir.
YEDİ GÖK

…. Bunun altında dördüncü gök vardır ki beyaz gümüştendir. Bunun ismi Erkalun’dur. Buranın melekleri at suretindedir. Reislerinin ismi Kabail’dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki sarı yakuttandır. Bunun ismi Maun’dur. Buranın melekleri kartal suretindedir. Reislerinin ismi Saftail’dir. Bu üçüncü göğün bekçisidir.

KULPLU GÜNEŞ VE KILIFLI AY ARABALARI

Allah sözü edilen derya içinde Güneş için üç yüz altmış kulplu elmastan bir araba yaratıp, üzerine Güneş koymuştur. Güneş’i arabası ile doğudan batıya doğru çekip götürmeleri için her kulpundan tutacak bir melek tayin etmiştir. Ay içinde Hak Teala üç yüz kulplu sarı yakuttan bir araba yaratarak, üzerine Ay’ı yerleştirmiştir. Ay’ı arabası ile doğudan batıya çekip götürmeleri için her kulpu tutacak bir melek tayin edilmiştir. Ayrıca Ay için cevherden altmış kulplu bir kılıf yaratmış, her kulptan tutacak altmış melek tayin etmiştir. Ay’ın arabasını götüren melekler onu her gün Güneş’ten uzaklaştırdıkça, kılıfını tutan melekler de kılıfı her gün Ay’dan biraz daha sıyırarak Güneş ile Ay karşı karşıya geldiğinde kılıfından tamamen çıkıp dolunay halinde görülür. Sonra Ay’ı Güneş’e melekler yavaş yavaş yaklaştırdıkça kılıfını da diğer taraftan her gün biraz daha yaklaştırıp Ay Güneş’e iyice yaklaştığında kılıfını Ay’a tamamen giydirirler. Kıyamete kadar bu şekilde devam eder. Bu sebepten Ay bazen hilal, bazen yarım ay, bazen dolunay şeklinde görülür.

KIRK BİN BAŞLI, KIRK BİN AYAKLI, KIRK BİN BOYNUZLU KIRMIZI BOĞA LİYUNAN

Hak Teala yedi göğün her birisini balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. Yedi göğün duvarı olan Kaf Dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Yılan büyük dağı halka gibi kuşatıp başını kuyruğu üzerine koymuştur. Kıyamete kadar Hak Teala’yı yüksek şanıyla tespih eder. Bu denizler ortasında yedi yer bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken, Hak Teala bir büyük melek tayin etmiştir ki; yerlerin etrafını kavrayıp, bir omuzu üzerinde sakin kılmıştır. Sonra Hak Teala, o meleğin ayağı sağlam dursun diye yeşil yakuttan büyük bir kare biçiminde kaya yaratmıştır ki, onun en üst düzeyinde bin vadi yaratıp, her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Daha sonra Hak Teala o kayayı sabit tutmak için bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki onun kırk bin başı, kırk bin boynuzu, kırk bin ayağı vardır. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. Kayayı boynuzları ve sırtı üzerine yerleştirmiştir. Bu öküzün adı Liyunan’dır. Sonra Hak Teala onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Sonra Hak Teala o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki bu büyük balık, bu büyük denizde sukun ve karar etmiştir. Sonra Hak Teala o denizin altında yedi tabaka cehennem yaratmıştır. O büyük deniz cehennem üzerinde sakin olmuştur. Sonra Hak Teala yedi cehennemin altında sert rüzgar yaratmıştır ki cehennemin iki tabakası onun üzerinde karar kılmıştır…

HANIMLAR İÇİN ÖNERİLER

Hanımını insanların kalabalık olduğu yerlere bakan eyvanlarda oturtmamak. Ta ki namahreme bakıp, halka meyli akmasın. Hanmına değerli ve süslü elbise giydirmemektir. Ta ki ziynet satmak için dışarı çıkmayıp evine bağlı olsun.

FAKİRLİĞİN SEBEPLERİ

Günah işlemek

Yalan söylemek

Sabah vakti uyumak

Bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak

Soyunup çıplak yatmak

Çıplak iken abdest bozmak

Bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek

Ekmek kırıntılarını yere dökmek

Cenabet iken ağzını yıkamadan yemek

Soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak

Geceleyin evi süpürmek

Çöpleri evin içinde biriktirmek

Yaşından büyüklerin önünde yürümek

Anne ve babasını isimleri ile çağırmak

Eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak

Toprak ve çamur ile ellerini ovalamak

Eşik üzerinde oturmak

Kapının bir kanadına dayanmak

Helada abdest almak

Elbisesini üzerinde dikmek

Yüzünü yıkayınca yeniyle ya da eteği ile silmek

Evde örümcek yuvasını saklamak

Namazı kılmada gevşek davranmak

Sabah namazını kıldıktan sonra camiden erken çıkmak

Her sabah çarşıya erken gitmek

Çarşıdan eve geç dönmek

Dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak

Kendi evladına beddua etmek

Biti ateşe atmak

Gece kapların ağzını açık bırakmak

Mumu, kandili nefesle söndürmek

Boğumlu kalemle yazmak

Dişi kırık tarakla taranmak

Anne, baba ve üstadına duayı unutmak

Sarığını otururken sarmak

Ayak donunu ayakta giymek

Dilenciye kızıp boş çevirmek

Kısıp ihtiyacından az harcamak

İsraf edip haddinden çok harcamak

Geçim işlerinde gevşek davranmak

Kapısız evde yalnız yatmaktır.

UNUTMANIN SEBEPLERİ

Çok günah işlemek

Çok düşünmek ve üzülmek

İş ve meşguliyeti çok ve dağınık olmak

Taze çeşniş yemek

Ekşi elma yemek

Ense çukurundan kan aldırmak

Deve katarı arasından geçip gitmek

Mezar taşındaki yazıları okumak

Asılan adamın yüzüne bakmak

Canlı biti yere atmak

İŞTE SÜNNİLERİN SATIŞ REKORU KIRAN KİTABI BUDUR

Verdiğimiz bu örnekler, mezhepçi İslam’ın koyu savunucularından olan ve mezhepçilerin hararetli takdirlerini, övgülerini kazanan Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın iki yüz elli yılı aşkın bir süredir rekor sayılarda satan kitabından alıntılardır. Bu kitapta yazılanlar din adına yazılmış ve bu kitap İslami kitaplardan biri sayılmıştır. Bu kitaptaki bilgiler dini bir bilgiymiş gibi takdim edilmiştir. Kuran Müslümanı ile kendine Ehli Sünnet diyenler arasındaki fark bu kitapta da ortaya çıkmaktadır. Kuran’ı tek kaynak gören biri bu kitabı şiddetle yererken, “Ehli Sünnetim” diyenler ısrarla kitabı temize çıkarmaya çalışmaktadırlar. Uyuşturucu ile beyni yıkanmış bir adamın hayal dünyasında bile canlandıramayacağı manzaralar, Kuran’a, akla ve bilime ters olmasına rağmen savunulmuş ve üstelik müftüler, İslami yayınevleri bu izahları yapan kitaba ve yazarına övgüler yağdırmışlardır. Bu bilimsel(!) açıklamaları yapan İbrahim Hakkı hazretleri (!) ise tüm bu izahların “Tecrübe ile sabit” izahlar olduğunu yine marifetli kitabı Marifetname’de söylemektedir. Bu izahların nasıl bir tecrübe ile sabit olabildiğini kitabın yazarına sormak isterdik ama hayatta değil. Vardır herhalde bir açıklaması !

İBRAHİM HAKKI’NIN ÖNDERİ, BÜYÜK ALİM ETİKETLİ TABERİ

İbrahim Hakkı bu izahlarının bir çoğunu uydurma hadislere dayandırır ve kendisinden önceki Sunni alimleri kaynak olarak kullanır. İbrahim Hakkı’dan 900 yıl kadar önce yaşamış Taberi de İbrahim Hakkı’nın kaynaklarından biridir. Sunnilere göre büyük alim (!) olan Taberi’nin kitaplarını okuyanlar, Cebrail’in kanadı ile Ay’ın ateşini söndürdüğünü, Güneş ve Ay’ın kulplu arabalarda seyahatini, Güneş ve Ay’ın gökteki bir denizde yüzdüklerini, meleklerin kanatlarını kapatmalarıyla gece olduğunu, Ay’ın ve Güneş’in çekilerek batıya getirildiğini, meleklerin arabadan düşen Güneş’i yerine koyduklarını öğrenebilirler. Taberi de İbrahim Hakkı gibi dinsel motiflerle süslü bilimsel(!) izahlarını din dersi havasında uzun uzadıya anlatır. Bazı insanlar Kuran’ın bilimsel mucizelerine, akılla, bilimle çelişmeyen, aklı kullanmayı, bilimin temeli olan araştırıcılığı teşvik eden izahlarına rağmen Müslümanlar’ın özellikle son yedi yüz yılda nasıl bilim platformunda geri kaldıklarını merak ederler. Ne yazık ki İslam aleminin rehberi Kuran olmamıştır! Kuran ölülerin arkasından okunan okuma kitabıdır. Kuran tercümesi yasaklanan kitaptır. Kuran rehberlikte kenara konmuş, Taberiler, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetnameler’i rehber olmuştur. Rehberleri yukarıdaki izahlarla dolu kitaplar olanların bilimsel alanda ilerlemesi, toplumun refahına, mutluluğuna varılacak yolda katkı yapmaları mümkün olabilir mi?

Kanaatimizce dinsizlik adına yapılan saldırılar bile bu tarz kitaplar kadar dine zarar vermemiştir. Bu tarz kitaplar; ya dinsizlerin saldırmaları için malzeme oluştururlar, ya da Kuran’ın yeterliliğini bilmeden dini kaynak diye bu kitapları okuyanların aklını karıştırırlar. Dini; bir mitoloji, mantığa aykırı izahların kabulü, bilimin reddi gbi gösterecek olan bu kitapları basan, yazan, savunan din dostları oldukça (!) tahminimiz dinin düşmana hiç ihtiyacı kalmayacaktır.

BİLİMDE GERİ KALMIŞLIĞIN KÖKENİ

Peygamberimiz’in vefatından sonraki ilk birkaç yüzyılda hurafeler, uydurmalar çıkmış olsa da Sünniliğin, Şiiliğin, hadisçi İslam öğretisinin bu yüzyıllarda tam bir hakimiyetini göremiyoruz. Hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesine ve aklın bir kenara bırakılmasına karşı çıkan Mutezile gibi ekollerin bu yüzyıllardaki varlığı, hatta Abbasi halifelerinin kimisinin Mutezile ekolünü benimsemesi bunun delilidir.

İşte İslam’ın bu ilk asırlarında dünyanın en ileri, en medeni toplumu İslam toplumuydu. Aşağı yukarı her bilim tarihi kitabı, bugünkü Avrupa medeniyetinin, Rönesansının, sanayi toplumunun, kapitalizminin ve bunlarla ilintili olarak bilimsel ilerlemesinin kökeninde İslam ülkelerinden alınan düşünsel ve bilimsel mirası kabul eder. Hıristiyan toplumların doğru dürüst kitaplığının olmadığı dönemde İspanya’ya yerleşmiş Müslümanlar, İspanya’da yetmiş büyük halk kitaplığı yapmışlardı ve sırf Kurtuba’daki kütüphanede 600.000’lere ulaşan kitap sayısıyla düşünce hayatı aydınlatılıyordu. Astronomi, kimya, tıp, botanik, matematik ilimlerinde büyük atılımlar hep Müslüman bilim adamlarınca yapılıyordu. Müslümanlar’ın çeviri alanında da bu yüzyıllarda büyük uğraşları vardı. Çevirisi yapılan kitaplarla geçmişteki bilgi birikimi kullanılıyor ve mevcut bilgilerle birleştirilip atılımlar yapılıyordu. Hatta Avrupa, kendi medeniyetinin tarihsel kökeni diye övündüğü Eski Yunan’ın ünlü düşünürleri Aristo, Platon ve diğerleriyle de Müslümanlar’ın yaptığı çeviriler sayesinde tanıştı. İşte ilk yüzyıllarında İslam toplumunda böylesi bir bilimsel merak ve bunun sonucu olan ilerleme vardı. Müslümanlar çok kısa sürede topraklarını İspanya’ya kadar genişletmekle kalmamış, bilimsel, düşünsel birikimler oluşturup, bu birikimlerini de bu topraklara yayıp insanlığın hizmetine sunmuşlardır.

İNSANLAR KENDİLERİNİ BOZMADIĞI SÜRECE TOPLULUKLAR BOZULMAZ

Peki ilk yüzyıllarında dünyanın en ileri medeniyeti olduğu kabul edilen İslam medeniyeti, sonradan ne olmuştur da bugünkü acnacak durumuna düşmüştür.

Gerçek şu ki Allah kendi benliklerinde olanı değiştirmedikçe bir toplulukta olanı değiştirmez. Allah bir topluma perişanlık dileyince de artık onu geri çevirebilecek bir güç yoktur.

13 Rad Suresi 11

Allah eğer İslam ülkelerine verdiği bilimsel üstünlük gibi bir nimeti değiştirmişse, biz, Müslümanlar’ı incelemeli, onlarda ne şekilde değişiklikler olduğunu anlamalıyız ki bugünkü duruma niye düşüldüğünü kavrayalım. İlk yüzyıllarda insanların zihniyetini şekillendiren Kuran’dı. Aklı işletmeyi, araştırmayı, delil üzerinde olmayı öğütleyen Kuran’ın şekillendirdiği zihinler, bilimsel düşünmeye, bilim yapmaya da müsaittiler. Fakat daha sonra hadislerin İslam’ı hakim olunca, taklitçilik ve akılcı düşünce düşmanlığı egemen oldu. Çünkü kitabın bu bölümlerinde ve daha evvelki bölümlerinde görüldüğü gibi hadislerle anlatılan dinde mantığın, aklın yeri olamazdı. Aynı şekilde tarikatçılığın temeli olan şeyhe kayıtsız, şartsız, akıl süzgecinden geçirmeksizin itaat de rasyonel düşünceyle bağdaşamazdı. (15. bölümü okuyun) Bu uydurulan dinin mensupları hadisleri inkar etmemek, tarikatlarını temize çıkarmak için akılcı düşüncenin gerekliliğini inkar etmişlerdir. Akıl ve akılcı düşünceyle bir arada olan araştırma faaliyeti olmayınca ise bilim adına bir şeylerin oluşmasını beklemek boştu. Akılcı İslam’ın yerine hadisçi, mezhepçi, tasavvufçu, tarikatçı, aklı dışlayan İslam’ın yerleşmesinin en büyük sorumlularından İmamı Gazali “Arifler Yolu” kitabı sayfa 83’te şöyle öğütler vermektedir: “Ey oğul! Elinden geldiğince hiç kimse ile herhangi bir konuda düşünsel tartışmaya girişme. Çünkü düşünsel tartışma bir çok yıkımlara neden olur. Zararı yararından büyüktür. Çünkü düşünsel tartışma ikiyüzlülük, kıskançlık, büyüklenme, düşmanlık, böbürlenme gibi bir çok kötü huyların kaynağıdır.” Gazali’nin yaşadığı dönemde Gazali’nin de katkılarıyla işte bu düşünme faaliyetini kötü gören, tekkelerdeki semalardan, tarikat faaliyetlerinden medet uman zihniyet galip geldi. Bu hakimiyetle ise İslam dünyası bir daha hiçbir zaman bilim platformunda galip gelemedi, hep yenik ve ezilmiş kaldı.

HADİS ETİĞİ

Max Weber “Protestan Ethic” kitabında Protestan mezhebinin insanların zihinlerini nasıl şekillendirdiğini ve bu şekillendirmenin nasıl kapitalizm sistemini meyve verdiğini anlatır. Bir fikrin, bir inancın, bir mezhebin ve bir sistemin oluşumu sonucunu veren zihinlerdeki alt yapıyı nasıl oluşturduğuna bir dünya klasiği olan “Protestan Ethic” kitabı örnektir. Eğer aynı tarz bir araştırmayla hadislerin, hadisçi mezheplerin, tarikatların oluşturduğu zihinsel alt yapının nelere sebep olduğu incelenirse; günümüzdeki İslam adına bilimsel, zihinsel ve kültürel alandaki geri kalınmışlığın kökeninde hep bu hadislerin, tarikatların oluşturduğu yapının yattığı anlaşılır. Aynı şekilde eğer İslam’ın ilk asırlarda sıfırdan, çöl bedevilğinden dünyanın en gelişmiş medeniyet seviyesine yükselmesinin kökeninde hangi sebeplerin olduğu araştırılırsa; Kuran’ın verdiği akılcı, araştırıcı zihniyetin bunun baş sebebi olduğu anlaşılır. Kuran’ın izahlarının yoğurduğu zihinler bilimsel ilerlemeyi gerçekleştirmeye müsait hale gelmişler ve gerçekleştirmişlerdir.

DÜNYA DÖNSEYDİ NE FELAKETLER OLURDU

Marifetnameler, Taberiler… hep Kuran’ı dinin kaynağı olarak yeterli görmeyenlerin, Kuran dışı izahlarla dolu eserleridir. Bu eserler hadisçi İslam’ın meyvesidir. Bu meyvelerin meyvesi ise aklı kullanmadan şeyhlere teslim olan, mezhep imamlarının insiyatifine bırakılan dini, Allah’ın dini diye kabul eden sürü psikolojili yığınlardır.

Bu acı meyvelerden Suudi Arabistanlı meşhur Şeyh Abdul Aziz Bin Baz, “Dünya’nın Sakin Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” isimli resmi makamlarca basılan risalesinde şunları söylemektedir: “Kim bunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır… Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl (bunların hiçbiri görülmediğine göre) bu iddia (dünyanın hareketli olduğu iddiası) sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”

Bu risaleye göre Dünya’nın hareket ettiğini söyleyenlerin öldürülmeleri gerekir. Kısacası Marifetname, Taberi, Buhari, Müslim ve diğerlerinin bilim ve akıl dışı izahları dinin bir parçası yapıldığı gibi, bunları inkar edenlerin öldürülmesine de fetva verilmiştir. Eserin yazım tarihini size sorsalar tahmininiz ne olurdu? Bu eser bundan bin yıl önce değil, 1975’te yazılmıştır, hem de resmi makamlarca! İşte şeriat diye insanlara yutturulan budur! Bilim dışı, akıl dışı hadis başlıklı uydurmaların yol açtığı budur! Kişi Kuran ile yetinmeyince sonucu budur!

Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanyorlar.

45 Casiye Suresi 6