İlmin Tahsili , Eğitimin Tashihi
  1. Ana Sayfa
  2. Diğer
  3. İlmin Tahsili , Eğitimin Tashihi
Trendlerdeki Yazı

İlmin Tahsili , Eğitimin Tashihi

  İLMİN TAHSİLİ, EĞİTİMİN TASHİHİ –

                  

Her şey bir sözle başladı. O ‘ol’ dedi ve her şey vücuda geldi. O Yaratan ki, yarattığı her şeye bir tabiat, bir mahiyet yükledi. Yani her şeye kendisini, kendisi olmayan şeyden ayıran bir nitelik takdir etti. İnsanlığın prototipi olan Hz. Adem’e öğretilen şey, işte buydu. Bilgi. Varlığın bilgisi, nesneleri birbirinden ayırma ve isimlendirme kabiliyeti, bilgi üretme ve aktarma yeteneği… İnsanoğlunu meleklerden de üstün kılan nitelikler bunlardır. Allah’ın el-Alîm isminin tecellisi en açık insanda görünür. İnsan bilgi edinme ve bilgiyi kullanma özelliğinden dolayı yeryüzünün halifesi konumuna atanmıştır. Üstün donanımlarla yaratılmış insan, potansiyelini ancak ilimle açığa çıkarabilir. Cehalet, son model bir arabanın kaplumbağa gibi yol alması durumudur. İlim sahibi, şuurlu ve bilinçli bir hayat yaşarken cahil insan, sezgi ve dürtüleri doğrultusunda bir hayat yaşar. Yarattıktan sonra insanı başıboş bırakmadığını beyan eden Allah, aklı ve vicdanının yanında insanlara bilgi kaynağı olarak peygamberler ve kutsal kitaplar göndermiştir. Tarih şahittir ki, insanlık vahyedilen bilgiyle tabiat bilgisini bir arada kullandığında maddi ve manevi ilerleme göstermiştir. İlim,canlılıktır, harekettir.

Diyor, Kur’an bilenler bilmeyenler bir değil, heyhât

Nasıl yeksân olur zulmetle nur, ahyâ ile emvât

   Rabbimiz buyuruyor; (Ey Muhammed) De ki; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Nasıl bir olsun. Biri karanlık biri aydınlık, biri ölü biri diri. Cahil insan defnedilmemiş ölü gibidir. Bilmez, bilmediğini bilmez, yani yaşamaz. İlim insana önünü gösteren bir fener, uzağı gösteren bir teleskop, yakını bir mikroskoptur. Bu yüzdendir ki Allah’ı yüceliğini en fazla âlimler fark eder. Bilen, secde eder, haddini takınır, aczini bilir, hayret ve saygı duyar. Kulları arasında Allah’tan ancak bilgi sahibi olanlar haşyet (sevgiye dayalı korku) içindedir. Kendini bilen, Rabbini bilir. İlim, kendin bilmektir. Yoksa bir kuru emektir. İnsana bilmediği şeyleri ve kalemle yazmayı öğreten kerem sahibi Allah, nebisine ilk emri verdi; Yaratan rabbinin adıyla, oku. Ve Efendimiz yaratılanı yaratan üzerinden okuyunca ne yapacağını bilmez bir haldeyken doğru yola yöneltildi. İslam, insana kâmil bir hayat yaşasın diye ilim öğrenmeyi farz kıldı. Peygamberimiz İslam’ın ilk dönemlerinde alay, hakaret, baskı, boykot, işkence ve zulmün altında bile ‘Dar’ul Erkam’ isimli Kur’an okulu kurdu ve insanlık tarihini değiştirecek kadroyu burada yetiştirdi. ‘İlim öğrenmek her Müslüman’a fazdır’, ‘İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız’, ‘Hikmet müminin yitik malıdır nerde bulursa alsın’, ‘İlim için yola çıkan dönünceye kadar Allah yolundadır’ diyen Efendimiz bir ilim medeniyeti inşa etmiştir. Hakikatin Allah’tan olduğundan hareketle, ilmi kimsenin tekeline vermemiş, kimden gelirse gelsin insanlık keşif ve tecrübesinden istifade etmeyi teşvik etmiştir. Kalıcı fethin kılıçla değil, kalem ve kelamla olacağını bilen Sultanlar, vasıtanın olmadığı zamanlarda yüzlerce km. yol gidip ilim isteyen Tâlipler, savaş cephelerinde tefsir yazan alimler, zindanları Medrese-i Yusufiyye bilip külliyat telif eden fakîhler, bu medeniyetin içinden çıkmıştır. Medine’de her şeyini Mekke’de bırakmış, kalacak yer, yiyecek gıda sıkıntısı çeken sahabe ilimle ısınmayı ve bilgiyle doymayı öncelemişlerdir. Hicretten sonra Efendimiz ilk iş olarak aynı inançla gönülleri eğiten bir mescit, aynı bilgiyle zihinleri eğiten bir mektep inşa etmiştir. Namazdan bir parça olarak değerlendirilen hutbeyi ömrü boyunca dinleyen bir kişi orta düzeyde bir bilgin olmaz mı?  İlim, modern dünyadaki gibi sadece öğrenilen bir şey değil yaşanılan bir olgu haline gelmişti. Kişi amel ettiği kadar âlimdir. Yaşanılmayan bilgi faydasız bilgidir. Ateşin yaktığını bildiği halde elini ateşe sokup yakan bir kişiye bilgisi fayda vermemiştir. Bilgisi fayda vermediği için neticede bilmeyen konumuna düşmüştür. Zamana mahkum olan ve belirli bir takip kapasitesi olan insanın, ilgi alanları oluştururken ve bilgi seçerken dikkatli olması gerekir. Yoksa takip ettiği futbolcunun soy ağacını bilip Kelime-i şahadet bilmeyen, yarışma programlarında yüksek puanlı (!) sabit dini soruları cevaplandıramayan rotasızlara rastlıyoruz. Efendimiz gibi faydasız ilimden Allah’a sığınma zihni bir gerekliliktir.

    İlim sahibi,  ilmini yaşadığı takdirde doğruyu yanlıştan ayıran bir kabiliyete sahip olur. Rabbimiz,‘Ey İman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız Allah size iyiyi kötüden ayırabileceğiniz bir temyiz verir.’ buyuruyor. Âlim, cerrahın elindeki bıçakla celladın elindeki bıçağı ayırt eden bir basirete sahiptir. Âlim, toplumun hassas terazisidir. Âlim ölürse yada yetişmezse toplumda kıymet biçecek kimse kalmaz. Tenekeye altın muamelesi yapılır. Cahiller iş başına gelir, ayaklar baş olur, o toplumun kıyameti kopar. O yüzden Âlimin ölümü, alemin ölümü gibidir. Cehaletin hakim olduğu toplumda kaos ve anarşi mukadderdir. Peygamberimiz ‘Allah, Kur’an’ın okunduğu bir topluma sekînet indirir’ hadisinde toplumsal istikrar ve düzenin yolunu göstermektedir.

Eyvah, bu zilletlere yine sensin illet

Ey derdi cehalet, sana düşmekle bu millet                                      

Bir hale getirdin ki, ne din kaldı ne namus

Ey sine-i İslam’a çöken kapkara kabus

Ey hakiki hasım, seni öldürmeli evvel

Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el

dizeleri düşmanın üstünlüğünün bizim ilme sırtımızı dönmemizden kaynaklandığı açıklıyor. Âlimin Âbide üstünlüğü, parlaklık bakımından ayın yıldıza üstünlüğü gibidir diyen Efendimiz, ilim öğrenmenin toplumun ıslahı dolayısıyla nafile ibadetten daha faziletli olduğunu beyan ediyor. Âlim, en az anne-baba kadar hürmete layıktır. Ebeveyn bize bir hayat verirken, hocalar bize iyi bir hayat verir. Eğitimde verim, öğretmen-öğrenci ilişkisinin usta-çırak ilişkisi haline geldiğinde olacaktır. Eğitim ahlaksız olamaz. Ahlak ise kitaplardan öğrenilmez. Tıp kitabı okumakla cerrah olunmaz.Temsilsiz tebliğ, veri aktarımından başka bir şey değildir. Yoksa ‘google’u hürmet gösterilecek üstad olarak görmemiz gerekirdi. Oysa, öğretmen mürebbidir. Nasıl ki çırak ustayı geçemezse zanaat ilerlemezse talebe hocayı geçmeden de ilim ilerlemez. Öğretmen, ilmi, saklamadan ve satmadan öğrencisinin potansiyelini ortaya çıkaran kaşif edasıyla aktarmalıdır. Fildişi kulelerinde oturmamalı, yaşayarak göstermelidir. Bilgiyi, kuşun yavrusunu beslediği gibi çiğ olarak değil, koyunun yavrusunu beslediği gibi öz olarak vermelidir. Balığa uçmasını öğretmeye kalkmamalı, tektipleştirici olmamalıdır. Sayıya değil kaliteye odaklanmalı, bin kişiyi uyandırmak için bir uyanığın yeterli olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Bilgiyi irfana dönüştürmeli, annenin yavrusunu emzirmesini anlatırken verilenin mahzâ süt değil şefkat olduğu belirtmelidir. Öğrenciye evvela bilginin amacını anlatmalıdır. Zîra, mevzusu olanın mevzisi olur. Nezaketi anlatmalı, incitmeyen kamil, incinmeyen arif olarak talebeyi yetiştirmelidir. Laf dokundurarak değil, gönüle dokunarak hitap etmeli, baskı ve incitici üsluptan uzak durmalıdır. Kem âletle kemâlât olmaz. Efendimiz âbâd olmanın yolunu bize gösteriyor. ‘Ya öğrenen, ya öğreten yahut dinleyen (destekleyen) ol, sakın dördüncüsü olma HELAK olursun’

                                          Hasan EFİLOĞLU /Sakarya İl Vaizi

Yorum Yap

Yorum Yap