1. Ana Sayfa
  2. Diğer
  3. Din Sosyolojisi Ders Notları
Trendlerdeki Yazı

Din Sosyolojisi Ders Notları

Blogging Tips LinkedIn Post Header (3)

DİN SOSYOLOJİSİ DERS NOTLARI

Din Sosyolojisinin Konusu;

Din Sosyolojisi, din olgusu ile toplum arasındaki ilişkiden doğan olay/olguların bilimsel olarak anlama ve açıklamasından doğan bilimsel disiplinin kavramsal adı(sembolü) olmaktadır. Din olgusu ilişkisinden doğan tüm toplumsal olay ve olgular din sosyolojisinin konusudur.

*Din Sosyolojisi, din ile sosyal olanın karşılıklı etkileşimini ve bu etkileşimden doğan davranış tipleri ve modellerini tasvir eder; olması gerekeni değil, olanı araştırır.

*Sosyolojinin inceleme alanına giren en küçük ünite en az iki kişi arasındaki sürekli ilişkilerdir. Bu nedenle sosyal münasebette iki şartın var olması gerekir. -karşılıklı haberdarlık ve -Mensubiyet duygusudur (grup ruhu) dur.

Sosyal Kurumlar Olarak Din Sosyolojisi; En az iki kişi arasındaki ilişkiyi (insan-insan ilişkisini) ifade eden davranışlar, başka bir yapının oluşumuna dönüşürler. Bunlarda sosyal normlar ve kurumlardır.

*Dini Kurumların Özellikleri/Katkıları Şunlardır;

-Grup üyeleri arasında yüksek düzeyde işbirliği-dayanışma ve bütünleşmeye yol açarlar.

-Din referanslı kurumlarda diğer kurumlar gibi, kişilerin sosyal davranışlarını kolaylaştırır ve basitleştirir.

-Kurumlar toplum kültürünün istikrarlılığını ve koordinasyonu için birer ajan olarak hizmet ederler.

-Kurumlar ferdin gelişigüzel, keyfi ve başkaları için tehlikeli olabilecek davranışlarını frenlemek suretiyle sosyal kontrolü sağlarlar.

-Kurumlar sorumluluğu yaygınlaştırarak ferdin sorumluluğunu azaltırlar. Böylece genel sosyal problemler karşısında hayatı yaşanılır hale getirirler.

*Kurumların Özellikleri;

-Kurumlar ani değişmelere müsait değillerdir.

-Kültür ve kurumlar yeniliğe direnirler.

-Kurumların direnci reform isteklerine engel olur.

-Kurumlar bazen fertlerin kişiliğini engelleyici rol oynarlar.

Sosyal Süreçler Bilimi Olarak Din Sosyolojisi; Sosyal süreç, belli bir hedefe birlikte yönelmiş ve o hedefi elde edebilmek için yola çıkmış en az iki insanın, bu hedefi ele geçirinceye kadar birbirlerine karşı

gösterdikleri karşılıklı davranış olgusudur.

*Temel sosyal süreçler Şunlardır;

-Farklılaşma -İşbirliği -Zıtlaşma

-Uyma -Bütünleşme

Sosyal Değişme Bilimi Olarak Din Sosyolojisi; Sosyolojinin başlangıçta toplumların değişmesini kendisine konu olarak almış olması, kökü daha eskilere dayanmakla birlikte 1789 Fransız ihtilali ile Batı’da ortaya çıkan bunalım ve buhranlara açıklık getirmek ve çare bulmak için olmuştur.

*Sosyolojide ‘’değişme’’ aşağıda belirtilen üç özelliğin birlikte var olması durumunu ifade eden bir

kavramdır;

-Zaman Dilimi; Sosyal değişme belli bir zaman dilimine endeksli bir olgudur.

Kesintisizlik; Sosyal değişme kesintisiz olmalıdır.

Kolektif Olma; Sosyal değişme kolektif bir olgudur. Yani aile, cemaat, eğitim gibi kalıcı birliktelikleri ifade eden gurup veya kurumlar bazında ortaya çıkar.

SOSYOLOJİK DİN TANIMLARI;

Din sosyolojisi literatüründe, din tarifleri genel olarak iki sınıfta toplanmaktadır. Bunlar Şunlardır; 1.Özsel Din Tanımları; Dinin, sahip olduğu kutsal-aşkın anlam ve değer muhtevasına bağlı olarak yapılan tanımlardır.

Weber, ‘’belirli bir tarifi yapmaktan kaçınmıştır.’’ Rudolf Otto, ‘’din kutsalın tecrübesidir.’’

2.İşlevsel Din Tanımları; Dinin, fert ve toplum hayatında hangi fonksiyonu yerine getirdiğine dayalı olarak yapılan tanımlardır.

Durkheim, din kutsal şeylere ilişkin inanç ve uygulamalar bütünüdür. Yani sosyal bir fenomendir.

  1. Milton Yinger, din bir gurup insanın hayatın temel problemlerine çözümler bulmak amacıyla, vasıta olarak kullandığı inanç ve pratikler sistemidir diye tanımlamıştır.

DİN VE TOPLUM İLİŞKİLERİ;

Hiçbir din sadece bireylerin içinde yaşayan sübjektif bir tecrübe olarak kalmaz. Aksine somut bir şekil veya tavır haline dönüşerek objektifleşir. Böylece din ile toplum karşılıklı olarak birbirini etkilemeye başlar.

    1. Dinin Topluma Etkisi: Din ilkel kültürlerden başlayarak aile, kabile, boy, millet, gibi tabii birliklerle yakın ilişki içindedir.

*Dinin tabii birlikler üzerinde etkisi, aile hayatında, aile reisliğinde, kadın-erkek ilişkilerinde, çeşitli tip ve şekillerde evliliğin kutsanmasında, aynı cinsler arasında doğan yakın ilişkilerde, akrabalık ilişkilerinde ve akranların bir sınıf teşkil etmesinde yoğun bir şekilde görülür.

*Aile, kabile, soy ve milletin oluşturduğu tabii birlikler, din sayesinde daha da güçlenir.

*Her din, inananlarına yenir bir zihniyet getirir. Dinin getirdiği zihniyet, toplum hayatının din dışında kalan bölümlerinde de etkili olur.

*Weber’e göre dinler ekonomik ve toplumsal ahlak yaratır ve geliştirir. Bu ahlakın temelleri söz konusu dinin inanç esasları tarafından belirlenir.

    1. Toplumun Dine Etkisi: Hangi kültür düzeyinde olursa olsun, din ve dinden doğan guruplar çeşitli toplumsal faktörlerin etkisi altında kalır.

DİN SOSYOLOJİSİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

Din Sosyolojisinin doğuşu; Rönesans(15.yy) , Reform(16.yy) ve Coğrafi keşifler ile başlayan hareketler

Aydınlanma Dönemi(18.yy) ile zirve noktaya ulaşır. Aydınlanma döneminden sonra oluşan Sanayi İnkılabı ve Fransız devrimi sonrası toplumlardaki din algısı tam bir değişmeye uğramış ve din sosyolojisi bu dönemde doğmuştur. *18.yy sosyolojinin hazırlık dönemidir. Saint Simon sosyoloji ile ilgili ilk çalışmayı yapmıştır. 19.yy ise sosyolojinin kuruluş dönemidir.

Not: A.Comte, sosyoloji kavramını ilk kullanan kişidir.

E.Durkheim, din sosyolojisi kavramını kullanan ilk kişidir.

Max Weber; Din sosyolojisini sistematikleştiren kişidir.

J. Wach; ilk sistematik din sosyolojisi eserini yazan kişidir.

Pozitivist Sosyal Felsefe ve Evrimci Din Kuramları

  1. Aguste Comte’un(1798-1857) Pozitivist Din Kuramı:

*A.Comte sosyolojinin adını koymuştur.

*Comte sosyolojiyi ‘’sosyal statik’’ ve ‘’Sosyal Dinamik’’ olmak üzere ikiye ayırır.

*Sosyal Statik; Sosyolojinin durağan kısmı ile ilgileniyor.

*Sosyal Dinamik; Sosyolojinin değişim ile ilgili kısmıdır.

*Bu değişimlerin/evrelerin Comte düşüncesinde adı ’üç hal yasası’’ dır. Üç hal yasası şunlardır; 1)Teolojik Dönem; Evrendeki olaylar değişmez kanunlarla değil insanlarınkine benzeyen iradeler tarafından yönetilir ve olayların arkasındaki Tanrı iradesi araştırılır.

  1. Metafizik Dönem; Doğadaki olayları açıklamak için Tanrı fikrinin yerini, tabiat kuvveti ve cevher vs. gibi niteliği belli olmayan kuvvetler almaktadır.

  2. Pozitif Dönem; Bu dönemde bilim ve pozitif düşünce hakimdir. Deney ve gözlem ile olaylar açıklanır.

A. Comte göre bütün toplumlar bilginin birikmesi sonucu aynı aşamalardan geçerek sonunda bilimsel düşüncenin karakterize ettiği pozitif devreye ulaşacaklarını savunur.

  1. Herbert Spencer’ın Evrimci Din Kuramı; Spencer, evrenin basitten karmaşığa, farklılaşmamış olandan farklılaşmış olana doğru seyreden bir evrim süreciyle açıklanabileceğine inanır. Dini alanında ilkel

kabilelerin ruhlara ve kutsal güçlere taptığını sonrasında gelen eski medeniyetlerin politeist bir aşamaya geçtiklerini ve yakın zamanda gelişmiş olan medeniyetlerinde monoteizme doğru gittiğini söyler ve bu şekilde bir benzerlik kurar.

  1. Edward B. Tylor ve Animizm; Animizmi insanlığın ilk dini sayar ve dinlerin ruhlara tapınmayla başladığını savunur. Çünkü insanın ilk dini inançları, şahsiyeti olmayan güçlere değil; şahsiyeti olan ruhlara yöneliktir.

  2. James Frazer’da Büyü ve Din; Gelişmiş her çeşit dinden önce bir sihir(büyü) aşamasının varlığını ve bunun, sonra gelen dini inançlar tarafından üstü örtülmüş olduğunu ileri sürer.

  3. Max Müller ve Natürizm; Natürizm teorisi doğacılık veya doğaya tapınma yani fizik çevrede rastlanan güçlerin tanrılaştırılması anlamına gelir.

*Müller, tanrı düşüncesinin kaynağını duyusal deneyimlerden aldığını ve ilk dini kavramlaştırmaların doğal olguların kişileştirilmesi sonucu ortaya çıktığını savunur.

  1. Emile Durkheim (1853-1917) ve İşlevselci Din Sosyolojisi

*Sosyolojinin kurucusudur.

*Durkheim’in din düşüncesi; dinin aşkın (metafizik) boyutu yoktur. Dine inanmak topluma inanmak ve tapınmak demektir.

*Durkheim’in din sosyolojisine en önemli katkısı ‘’kollektif bilinç’’tir.

Kollektif Bilinç; bireyleri aşan şekillendiren ve onlara şahsiyet kazandıran toplumun zorlayıcı niteliğidir. Kısaca Toplumsal olma Bilinci(toplumsal dayanışma)’dır. Örneğin; Sınıfta bulunan tüm öğrencilerin belli toplumsal kurallara uyması gibi..

*Durkheim’in ’mekanik dayanışma’’ ve ’organik dayanışma’’ şeklinde iki dayanışma türü ortaya koymuştur.

Mekanik Dayanışma; Kırsalda olan birliktir. Bir kişi hem işinde hem tarlasında patrondur.

Organik Dayanışma; Şehirde olan birliktir. Çeşitli guruplar vardır ve bu yüzden vatandaşlık hukuku şeklinde bir dayanışma vardır.

*Durkheim’in ’İntihar Teorisi’’ ise şöyledir;

  1. Elcil(alturistik) İntihar; Başkası için olan intihar etmesi.

  2. Bencil(egoistik) intihar; Kişinin yalnızlıktan bunalmasından dolayı intihar etmesi.

  3. Anomik intihar; Kuralsızlığın neden olduğu intihar.

  1. Karl Marx(1818-1883) ve Diyalektik Din Sosyolojisi ;

*Marx’ın yazılarında dine ilişkin sistematik bir uygulama yer almasa da genel ’sosyal kuram’’ına ve ’Yabancılaşma kuram’’ ına bakıldığında onun din görüşünü anlamak mümkündür.

*Sınıf Çatışması; Proleterya ve burjuva çatışmasıdır. Üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki ayırımdan yani çalışan sınıf ve kapitalist kesim arasındaki çatışmadır. Burda iki yapı ortaya çıkmaktadır. ‘’Alt yapı’’ ve ‘’Üst Yapı’’.

Alt yapı; ekonomi’dir.

Üst Yapı; Din, hukuk sanat vb.’dir.

Yabancılaşma Kuramı; İşçinin başkasının kontrolü yüzünden özüne yabancılaşması, İşçinin ürettiği şeye yabancılaşmasıdır. Burada birde Artı Değer meselesi vardır; Patron işçiye ürettiği şeyden dolayı 5lira

verip 15liraya satıyor böylece patron zengin olup işçiye tam hakkını vermemektedir. Buda işçinin özüne ve ürettiğine yabancılaşmasını arttırıyor.

*Marx’ın bunlardan dolayı din için, ’baskıya tabi yaratıkların çekmesi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz olayların ruhu ve halkın afyonu’’dur demiştir.

Sistematik Din Sosyolojisi

  1. Max Weber(1864-1920) ve Sistematik Din Sosyolojisi;

*Din sosyolojisini sistematik hale getiren kişidir. Weber ile birlikte din sosyolojisinin, dini davranışlar ya da dini karakterli sosyal davranışların ve gruplaşmaların incelenmesini amaçlayan bir disiplin haline

gelmiştir.

*Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu; adlı eserinde ‘’Dinin kapitalizmin yükselişine katkısından ve inanca dayalı yaşamın ve ahlakın rasyonel(akılcı), metodik seyrinden bahseder.’’

*Rasyonelleşme(Akılcılık); Toplumun akıllılaşma süreci içirişine girdiğini söyler. İlkel değerler, dini algılar, ahlak kuralları vb. gibi şeylerin çoğunda akılcılık ön plana çıkıp değişimler olmuştur.

*İdeal Tip(Zihinsel, Soyut tip); Genel özellikleri içeren soyut kategorilerdir. Örneğin; Şehir, köylü, alt sınıf, üst sınıf gibi)

*Tipolojik, Anlayıcı Sosyoloji; Temelinde fenomonolojik bilim yatar. Yani, insana giden bir bakış açısıdır.

Anlayıcı sosyoloji nitel yöntemleri benimser. Tipolojik yaklaşım ise, bir toplumu belli kategorilere ayrıştırarak anlamaya çalışmaktır.

-Şehir tipolojisi; Weber birbirinden iki farklı tip şehirden bahseder.

1.Doğu tip şehir, Doğu tipi şehre gelenler oraya önceden yaşadıkları yerlerdeki ilişki ve bağlılıklarından kaynaklanan değer, alışkanlık, tutum ve davranış kalıplarını da getirirler.

1.Batı tip şehir; Bu şehirde göçle birlikte bireyin sosyal ve dini durumunda önemli değişiklikler yaşanır.

  1. Joachim Wach ve Tipolojik Din Sosyolojisi;

Tipolojik bir dindarlık tasnifi yapar 3’e ayırır;

a)Teorik (inanç) b)Pratik (ibadet)

c)Sosyolojik (dini topluluk)

*Üçlü tipolojik açıklamasıyla birlikte din sosyolojisi sadece etnolojik verilere dayalı bir ilkel dinler sosyolojisi olmaktan kurtulmuş ve evrensel bir niteliğe kavuşturmuştur.

  1. Gustav Mensching ve Tarihsel Din Sosyolojisi;

*Din sosyolojisi, dinin yapısındaki sosyolojik olayların ve dinin sosyolojik ilişkilerinin incelenmesinin yanında din araştırmalarına da bağlı olduğunu savunur. Bu nedenle din sosyolojisi, dinler tarihinin

empirik verilerini sistematik ve karşılaştırmalı olarak inceleyen disiplinlerle sıkı bir ilişki içinde olduğunu söyler.

İslam Dünyasında Din Sosyolojisi

Farabi(870-950); İslam dünyasında sosyoloji ve din sosyolojisinin öncüsü ve hazırlayıcısı olarak dikkat çeken düşünürlerdendir. Farabi’ye göre insan sosyal bir varlıktır ve sosyal bir varlık olması hasebiyle topluluklar halinde yaşarlar. Toplumları da 3’e ayırır; Büyük (imparatorluk), orta(devlet), küçük (köy, kasaba) diye ayırmıştır.

Es-Siyasetü’l-Medeniyye’’ ve ‘’el-Medinetu’l-Fadıla’’ eserleri ile şehir yönetimi ve erdemli şehirleri anlatmıştır.

Gazali(1058-1111);İslam dünyasının din sosyolojisinin gerçek öncülerinden birisidir.

Gazali bilimleri ikiye ayırmıştır;

-Dinle ilgili bilimler; Metafizik, ahlak, siyaset, psikoloji

-Dinle ilgili olmayan; Matematik, Mantık, fizik ve tıp.

*Gazali, Farabi’nin ‘’erdemli toplumu’’na benzeyen ‘’ideal site’’ düşüncesini geliştirmiştir.

İbn Haldun (1332-1406);

-Bedevi-Hadari; Tipolojik bir ayırmaya gitmiştir.

İlmi Ümran; Toplumsal olayların tarihi süreçlerindeki neden-sonuç’lara bakarak bu toplumları daha iyi anlamaya çalışmak gibi.

Asabiyet teorisi; ‘’Sebep’’ ve ‘’nesep’’ asabiyeti olarak iki şekilde ortaya çıkar. Nesep, kan bağı ile oluşan beraberliktir. Sebep ise, aynı kültür ortamında yaşamaktan ortaya çıkan beraberliktir.

-Devlet Nazariyesi; Döngüsel bir tarih anlayışı vardır. Toplumlarında insanlar gibi doğup, gelişip yok olduklarını savunmaktadır. Bu görüşü ’tavırlar teorisi’ne dayanmaktadır. Tavırlar teorisi sırasıyla şöyledir, ‘’zafer’’ , ‘’otorite’’, ‘’refah’’ , ‘’barış’’, ‘’israf’’ ve toplum çöker.

Türkiye’ye Din Sosyolojisinin Girişi ve İlk Çalışmalar;

*Türkiye’de oluşması 19.yy’da ortaya çıkıyor. Türkiye’de ki ilk kurucu Ziya Gökalp’tir.

Türkiye’de din sosyolojisi ile ilgili düşünceler önce Batı’da bu konuda yazılmış olan temel eserlerin tercüme edilmesi ile başlamıştır. *Din sosyolojisi konusuyla ilgili ciddi ve sistematik olarak ilgilenen kişi ‘’Ziya Gökalp’’ tir. ‘Necmettin Sadak’ ve ‘Hilmi Ziya Ülken’ de din sosyolojisinin öncülerindendir.

Ahmet Cevdet Paşa;

-İbn Haldun’un mukaddimesini Türkçeye çeviren ilk kişidir.

-İbn Haldun’un ‘’asabiyet’’ teorisini Osmanlı devletine uygulayan ve ‘’tavırlar nazariyesi’’ni Osmanlı tarihçilerine benzer bir anlayışla aktarmıştır.

-Ahmet Cevdet Paşa’nın sosyoloji alanına giren eseri ‘’Tezakir’’ dir.

Ziya Gökalp;

-E.Durkheim sosyolojisinin Türkiye’deki temsilcisi olup din anlayışında da Durkheim’in etkisinde kalmıştır.

-Ziya Gökalp ‘’evrimci’ bir toplum anlayışına sahiptir. Bütün toplumların üç basamaktan geçtiğini kabul eder. ’Kavim aşaması ümmet aşaması Milet aşaması’’

Prens Sabahattin;

-Prens Sabahattin’in sosyoloji anlayışında Le Play’in öncülük ettiği ‘’toplumsal bilim’’ akımının etkisi vardır. Bu ekol ‘’deneysel sosyoloji’’ anlayışına sahiptir.

-Prens Sabahattin ‘’Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?’’ adında eseri vardır.

-Prens Sabahattin dinle fazla ilgilenmemesine rağmen ‘’İslam’ın ilerlemeye engel olmadığını’’ belirtmiştir.

TEORİ, YÖNTEM VE TEKNİKLER

Sosyolojik Teori ve Din; Sosyolojik teori, sosyal olguları ve süreçleri anlamaya ve açıklamaya yönelik bilinçli bir çabayı ifade eder. 2’ye ayrılır; ’Makro teoriler’’ ve ’Mikro teoriler’’..

  1. Makro Teoriler;

-Klasik, kurucu dönemlerde oraya çıkan teorilerdir.

-Büyük teorilerdir.

-Avrupa merkezlidir.

-Vurgusu, Yapı, düzen ve kurallardır. 2’ye ayrılırlar;

a)İşlevselci Teori; Toplumsal iş birliği ve sosyal dayanışmada dinin rolünü vurgular. (E.Durkheim)

b)Çatışmacı teori; Dini gruplar arasındaki çıkar farklılıklarının çatışmaya yol açtığını ileri sürer. (Karl Marx)

  1. Mikro Teoriler;

-Avrupa merkezlidir.

-Vurgu, birey/ aktör. 3’e ayrılır;

    1. Aksiyon Teorisi; Yapının bireyin aksiyonlarından oluştuğunu söyler.

    2. Sembolik Etkileşimcilik; İnsan davranışlarını dini anlamlara ve motiflere göre açıklar.

    3. Fenomenolojik Yaklaşım; İnsanoğlunun dünyayı dini çerçeveden nasıl anladığı ile ilgilenir.

Bunların haricinde 3. Bir teori daha vardır ‘’yapısallaşımcı teori’’ dir.

  1. Yapısallaşımcı Teori;

Makro teori ve mikro teorilerini uzlaştırma girişimidir. Yani hem düzene hem de bireye vurgu yapar.

Makro Sosyolojik Din Teorileri; Toplumların yapısına, genel organizasyon kalıplarına bakarak toplumsal dinamikleri, ilişkileri ve sosyal davranışı açıklamaya çalışırlar.

*Emile Durkheim ve İşlevselci Din Teorisi

*Talcot Pranson ve Yapısal-İşlevselci Din Teorisi

Mikro Sosyolojik Din Teorileri; Mikro sosyoloji, günlük hayatın yüz yüze ilişkilerinde ortaya çıkan durumların incelemesidir. Amerikan sosyologları daha çok mikro sosyolojiye ilgi duymuşlardır.

  1. Sosyal Aksiyon Teorisi ve Din: Max Weber; Weber’in sosyal aksiyon teorisi, insanların davranışlarının arka planında anlamların ve motiflerin yer aldığı anlayışa dayanmaktadır. Weber’e göre bireyler, içinde bulundukları sosyal çerçeveye dayanarak faaliyette bulunurlar.

*Weber sosyal aksiyonu dört kategoride değerlendirir;

  1. Geleneksel aksiyon; Alışkanlık ve gelenek tarafından kontrol edilir.

  2. Duygusal Aksiyon; Hisler tarafından kontrol edilir.

  3. Değer ve Akla Dayanan Aksiyon; Ahlaki değer ve düşünceler tarafından motive edilir.

  4. Amaçlı-Rasyonel Aksiyon;

  1. Sembolik Etkileşimcilik ve Din: George Herbert Mead; Sembolik etkileşimcilik yaklaşımı, sosyologları yaşadıkları toplumu ve onun içinde yer alan bireylerin davranışlarını anlamaya yönelik bir çabaya

yönlendirmektedir. Böylece bu yaklaşım insanların gündelik yaşamlarında birçok olayı anlamalarını kolaylaştırırken birtakım toplumsal süreçleri görmelerini de sağlamaktadır.

  1. Yapısallaşım Teorisi: Anthony Giddens;

Giddens, yapı ile aksiyon arasında orta yolu bulma çabasında olmuştur. Yapı ve aksiyon arasındaki ilişkiyi geliştirdiği, ‘’yapısallaşım teorisi’’ ile açıklamaya çalışır.

TOPLUMSAL DEĞİŞİM SÜREÇLERİNDE DİN

Geleneksel Toplum ve Din

*Gelenek;Bir topluluğun kendinden önceki nesillerden devralıp kısmen değiştirerek sonraki nesillere aktardığı; inanç, kurum ve her türlü toplumsal pratiğe gelenek denir.

*Gelenekçilik; Geleneklerin ve geleneksel değerlerin korunup yaşatılması gerektiğini savunan yaklaşıma gelenekçilik denilmektedir.

Geleneksel Dönem;

-Avrupa’da görülen bir dönemdir.

-Siyasi meşruiyetin dine dayanması

-Durağan bir nüfus vardır.

-Sosyal değişme yavaştır.

-Düşük teknolojiye sahiptirler.

-Toplumcudurlar.

-Dini ve geleneksel eğitim vardır.

-Tarımsal Ekonomi vardır.

-Krallık

-Aristokrat sınıf etkinliği

-Feodal ekonomik yapı.

-Bilim dinin hizmetindedir.

-Dinin sosyal, zihni ve ruhi işlevleri vardır.

Modern Dönem;

-Akıl, birey eleştiri vardır.

-Hızlı Nüfus artışı

-Kentleşme

-Okur-yazar artışı

-Sanayi, seri üretim

-Siyasette demokrasi

-Ulus devlet

-Milliyetçi ideoloji

-Gelenek düşmanlığı

-Din ve bilim çatışması

-Bilim hakimiyeti

-Kilisenin gücünün azalması

-Sekülerizm (Din ve dine benzeyen şeylerin etkisinin azalması/

dünyevileşme)

Postmodern Dönem;

-1960’lardan sonra modern dönemden farklı, bir üst düzeye geçilmiştir.

-Devletlerin birleşmesi: BM, AB gibi

-Evrensel ideoloji (Evrensel insan hakları vb)

-Çoğulculuk düşüncesi vardır.

-Rölativite/görecelik vardır.

-Geleneğe yeniden yöneliş

-Din ve bilim arasında barışçıl yaklaşım

-Dinin yeniden bütün dünyada güç kazanmaya başlaması ve maneviyat arayışı.

-Küresel pazarın doğuşu

-Ulaşım ve iletişimde hızın artması ve maliyet düşüşü

-Sanal dünyada hayat.

*Karşılaştırmalı Yaklaşımlar;

Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din:

*Modernlik; Avrupa’da bilimsel devrim ve sanayileşme gibi çeşitli süreçlerin başlattığı çok yönlü yenilenmeye modernlik denir.

*Sanayileşme ve endüstriyel kalkınma yanında, aynı zamanda kentleşme, büyü ve dinin gerilemesi (sekülerleşme), insan düşünce ve eylemlerinin ileri derecede akılcılaşması(rasyonalleşme), siyasal ve

toplumsal örgütlenmenin düzenlenmesi (bürokrasi), gittikçe yaygınlaşan demokratikleşme, azalan sosyal mesafe ve farklılıklar, bireyselleşme, iletişim araçları ve teknolojisindeki gelişmeler süreci eşlik etmektedir.

*Modernleşme; Avrupa merkezli bilgi, üretim, teknoloji, kültürün, genel anlamda hayat tarzının yeryüzü genelinde yaygınlaşma sürecine modernleşme denilmektedir.

*Sekülerleşme ve Din; Sekülerleşme, çeşitli tarihsel, toplumsal ve düşünsel süreçlerin eşliğinde başlangıçta Avrupa’da deneyimlenen, ancak modernleşme sürecinin etkisiyle yeryüzü ekseninde

yaygınlık gösteren bir ‘’kutsal’dan kopuş’’ durumunun ifadesidir. Kısaca Sekülerizm; Din ve dine benzeyen şeylerin etkisinin azalması/Dünyevileşme’dir.

*Postmodernizm; Postmodernizm ister siyasi, ister dinsel, ister toplumsal nitelikli olsun, bütün küresel, her şeyi kapsayıcı dünya görüşlerine meydan okur.

-Postmodern, bir modernizm eleştirisidir. Artık tekçilik(akıl) işe yaramadığını ve çoğulculuk önemlidir. Postmodern, çoğulcu anlayışından dolayı tekçi olan her şeye yani ‘’din’’ içinde bir tehtid oluşturuyor.

Küreselleşme ve Din:

*Kürselleşme;n Dünyanın bir birine benzemesi sürecidir. Yani dünyanın küçük bir köy haline gelmesidir.

(Dünyanın belli merkezlerinde bulunan düşünce, kültür, giysi gibi şeylerin her yerde yaygınlaşıp benzerlik göstermesidir.) Kısaca; Mal ve üretimde daha dünyalaşma sürecini ifade eder.

*Küreselleşmeye neden olan en öncemli 2 etken şunlardır;

a)İletişim teknolojileri gelişimi

b)Bilişim teknolojileri gelişimi

**Küreselleşme Teorileri/Yaklaşımları;

Küreselleşme ile ilgili 3 ana teori vardır. Bunlar Şunlardır;

  1. Aşırı küreselleşme teorisi; Ulus-devletin önemsizleşeceğini ve sınırların kalkacağını vurgularlar.

  2. Septik küreselleşme teorisi; Küreselleşmenin bir mit olduğunu ve ulusal ekonomilerin seviyesinin yükselişini açıklamak üzere geliştirdiğini iddia ederler.

  3. Dönüştürücü küreselleşme; Küreselleşmeyi hızlı sosyal, siyasal ve ekonomik değişimlerin arkasındaki en temel güdüleyici güç olarak gören ve modern toplumların ve dünya düzeninin bu süreçle yeniden şekilleneceğini iddia ederler.

Küreselleşme ve Din İlişkisi; Ronald Robertson’a göre, dinle küreselleşme arasında karşılıklı etkileşim ilişkisi vardır. (Din yerine göre bağımsız, yerine göre de bağımlı değişken olabilmektedir.)

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DİN

1.Toplumsal değişme ve Din; Sosyal değişme sosyolojinin ana konusudur.

Toplumsal değişme; mevcut durumda meydana gelen başkalaşma olarak tarif edilebilir. Bu başkalaşma kalıcı ve kolektif (köklü) değişimlerdir. (Mevcut durumda meydana gelen kalıcı ve kolektif değişimlere

toplumsal değişme denir.)

Kalıcı ve kolektif değişiklik sadece tek kişide değil toplumun tamamında görülen bir değişim ve başkalaşmadır.

*Toplumsal Değişim Etkenleri;

Nüfus -Teknoloji -Sanayi

-Ekonomi -Savaş -Darbe

vb. gibi şeyler toplumsal değişimi etkiler. Ancak bu değişme de belli bir süre geçtikten sonra değişimin izleri görülebilir.

*Toplumsal Değişim Teorileri/Kuramları; Toplumsal değişim kuramlarının üç tipolojisi mevcuttur. Bunlar

Şunlardır;

a)Büyük Boy Kuramlar; Genel-geçer toplumsal değişimler ile alakalı büyük boy değişimlerdir. b)Orta Boy Kuramlar; Daha ulusal, kültürel ve toplumsal çapta olan değişimdir. Daha işlevsel değişimlerdir.

c)Küçük Boy Kuramlar; Birey ve grup süreçlerinin değişimini ifade eder.

*Din toplumsal değişimi üç noktada etkiler: Öncelikle din muhafazakar bir sıfatla kendisini göstererek toplumsal değişimi yavaşlatıcı ve mevcut durumu koruyucu bir etkendir. İkinci olarak din toplumsal

değişimi takviye eden bir etken olarak sahneye çıkmaktadır. Üçüncü olarak ise din toplumsal değişimin temel etkeni olmaktadır.

*Toplumsal değişimde dini ikisi doğrudan, biri dolaylı olarak üç noktada etkiler: Birincisinde toplumsal değişim, dini -dine göre- olumsuz yönde etkilemektedir. İkinci durumda toplumsal değişim, dini –dine göre- olumlu yönde etkilemektedir. Üçüncü noktada ise din, toplumsal değişim gerçekliğini dikkate

alarak kendisini yenilemek ve sosyal hayata yenilenerek çıkmaktadır.

Gündelik Hayatta Din; Gündelik hayata olan akademik ilgi 19.yy sonlarında ve 20.yy başlarında gelişmeye başlamıştır. Son şekli ise ‘’sanayi toplumunun kurulması’’ ile şekillenir.

*Gündelik hayatta din için şunlar söylenebilir; Çocuklukta dini tutum ve davranışların kazanılması

evresine asli sosyalleşme evresi denir. Bireyin dini tutum ve davranışları köklü bir biçimde bu dönemde inşa edilir.

  • Gündelik hayatın merkezinde ağırlıklı olarak aile hayatı, çalışma hayatı, boş zaman faaliyetleri ve

iletişim biçimleri yer alır. Siyaset, hukuk, sağlık ve eğitim gibi kurumlar bu merkezde yer alır. Aslında gündelik hayat, hayatımızı düzenleyen bütün toplumsal kurumlardan asgari ölçüde örnekler taşır.

  • Sosyalleşme sürecinde toplumsal kuralları öğrenir ve içselleştiririz. Kültür edinme (kültürlenme) sürecinde ise kurallardan öte toplumu meydana getiren maddi-manevi öğeleri ve bunları nasıl

kullanacağımızı da öğreniriz. Dolayısıyla, gündelik hayattan bahsederken aslında kendi yolunu bulan bir süreçten bahsediyoruz.

TOPLUMSALLAŞMA VE DİN

Toplumsallaşma: Toplumsallaşma kavramını sosyolojik bir tanımlama içerisinde kullanan ilk yazar

George Simmel’dir.

*Toplumsallaşma (Sosyalleşme, Sosyalizasyon), Bireyin bir toplumun örf, adet ve geleneklerini kısaca kültür değerlerini benimseyerek toplumla uyumlu hale gelmesidir.

Toplumsallaşma Sürecinin Mahiyeti ve İşleyişi:

Frederick Elkin ve Gerald Handel, toplumsallaşma olayının gerçekleşebilmesi için üç ön koşuldan bahseder. Onlara göre, bireyin toplumsallaşabilmesi için;

Süregelen bir toplumun, bir dünyanın var olması.

-Kişinin yeterli ve gerekli biyolojik ve kalıtsal özelliklere sahip olması.

-Kişinin öteki insanlarla doğası gereği birtakım ilişkiler kurma isteği içinde bulunması.

Bu üç temel unsur, toplumsal bilincin kazanılmasının ön koşullarını oluşturmaktadır.

Dini Toplumsallaşma: kişinin içinde bulunduğu toplumun dini alışkanlıklarına ve beklentilerine uygun davranış gösterme sürecidir.

Dini Toplumsallaşmada Etkili Olan Faktörler: İnsanlar yaşam boyu çeşitli toplumsallaşma faktörleriyle

etkileşime geçerek ve bu faktörler bireyin dini tercihlerini, inanç ve tutumlarını belirler. Bunların en önde gelenleri şunlardır;

-Aile -Sosyal çevre

-Eğitim -Kitle iletişim araçları

Dini Toplumsallaşma Safhaları: Toplumun dini kültür unsurlarına yönelik ilgi çocukluk dönemiyle başlar, ergenlikle belli bir istikamet alır ve yetişkinlik döneminde de olgunlaşır. Bu nedenle dini toplumsallaşma, kişinin doğumuyla başlayıp ölümüne kadar devam eden bir süreci içermektedir.

Çocukluk döneminde, ilk ve temel dini toplumsallaşma deneyimi kazanılır. Bu dönemde dini inancın ortaya çıkmasında ve oluşmasında ‘’aile’’ önemli bir faktördür. Bunun dışında okul ortamında

öğretmenler, gündelik yaşamda etkileşime girilen kişiler, akran gruplarının da etkisi çoktur.

Ergenlik Döneminde ise, fizyolojik özellikler geliştiği için dengesizlikler ve psikolojik olarak çatışmalar olur. Ergenin kurallara karşı çıkması onu dinle de bir çatışmaya koyabilir, Çünkü din düzenleyicidir. Bu duruma engel olabilmek için ailenin etkin bir rolü vardır. Aynı zamanda bulunduğu çevrenin etkisi de din algısını sağlamlaştırmak ve çatıştırmak için önemlidir.

Yetişkinlik döneminde ise, çocukluk ve ergenlik döneminde kazanılan dini bilgi ve öğretiler belirli bir

istikamette yetişkinin kimliğini şekillendirir. Bu dönemde hizmet alma ve verme daha aktif olduğu için

gerekli kaynaklara daha fazla ulaşılır ve bu dönemde din değiştirmelerin gerçekleştiği dönemdir.

EĞİTİM VE DİN

Bir Toplumsal Kurum Olarak Eğitim:

Eğitim, ‘’evrensel, zorunlu ve önemli’’ bir kurumdur. Gerçekleştirilme biçimi yere ve zamana göre değişse de, insanlığın başından beri her toplumda var olagelmiştir. Bir temel kurum olarak, onlarca alt kurumu ifade eder: sınav, not verme, mezuniyet, diploma vb. gibi

Eğitimin İşlevleri: Eğitimin toplumsal işlevleri ‘’açık’’ ve ‘’gizli olarak ikiye ayrılmaktadır.

Eğitimin açık işlevleri:

-Toplumun kültürel mirasının aktarılması, korunması ve geliştirilmesi

-Çocuğun toplumsallaştırılması

-Yenilikçi ve toplumun kültürünü geliştirecek bireyler yetiştirilmesi

-Toplumsal değişimlere uyumlu hale gelinmesi

Eğitimin gizli işlevleri ise;

-eş seçme -statü kazandırma

-tanıdık sağlama -istihdam sağlama

-suçu önleme -toplumu suçlulardan arındırma vb.’dir.

Din-Eğitim İlişkileri: Din eğitimi eğitimde dini etkiler. Din ile eğitim arasındaki ilişki o kadar yakın, sık ve iç içedir ki, bu durum diğer durumlar arasında pek görülmez. Örneğin, İslami açıdan bakacak olursak

İslamiyet okumayı sonsuza kadar giden bir eğitim işi olarak görmüş ve bilgiye büyük önem vermiştir. ‘’Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu ‘’ denilerek bilgili olmanın ayrıcalığı vurgulanmıştır.

Din ile Eğitimin Benzer Yanları:

-Dinin de eğitimin de muhatabı insandır.

-Dinin de eğitimin de aracı, vasıtası insandır.

-Dinin de eğitimin de temel amacı, insanın ve toplumun her iki dünyada iyiliği ve mutluluğudur.

-Din de eğitim de, birey ve toplum üzerindeki etkilerini zaman içinde ortaya koyarlar.

-Din de eğitim de, insan hayatı boyunca devam eden, insan hayatını kuşatan faaliyetler ve süreçlerdir.

KÜLTÜR VE DİN

Kültür, Entegrasyon, Bütünleşme Meselesi

*Kültür ‘’zaman, mekan ve kişiler’’e göre değişir.

*Kültür dediğimiz şey, gündelik çıkarlar doğrultusunda kalıplaşmış şeylerdir. Yani insan üretimi bir şeydir.

*Din ise insan üretimi olan bir şey değildir. Bundan dolayı kültüre uymak insan için her zaman daha kolay olmuştur.

Kültürlenme; Sosyalleşme meselesinde toplumun yaptığı şey kültürlenmedir. Ya da ailenin, eğitim yaptığı şey kültürlenmedir. Bireyin yaptığı şey ise, kültürlenme oluyor yani bilgi alma değer edinme kendini değiştirme.

Kültürleşme; farklı kültürlerin birbirlerini değiştirme sürecidir.

Kültür değişmesi; iki kültür arasında yaygın olan kültürün nüfus, medya veya devlet eliyle diğer kültüre karşı baskınlık kurmasıyla oluşur. Savaş’tan kaçıp başka bir ülkeye giden mülteciler gittikleri ülkelerde bulunan yaşayışların üzerlerinde kurduğu baskıdan dolayı bireylerde değişme olabilir.

İki yönlü kültür değişmesinden bahsedilebilir; ’Serbest kültür değişmesi’’ ve ’Zoraki kültür değişmesi’’ Serbest kültür değişmesi, insanların kendi kabulleri tarafından, zaman ile ve kendi rızalarıyla olan bir değişmedir. Örneğin, eğitim süreci serbest kültür değişim aracıdır.

Zoraki kültür değişmesi ise, kanunlar, kurallar tarafından insan isteği dışında yaptırılan değişimlerdir. Örneğin, Ekonomik kriz zoraki değişim aracılarından birisidir.

Kültür ve Din İlişkisi; Nasıl ki kültür insani üretim, dinde insanı muhatap alır. Dolayısıyla insanı muhatap alan din mecburen kültürle iletişime geçiyor. Dinin kabulünde bile kültürel kabullerin yani bir önceki dinin etkisi oluyor.

Toplumsal bütünleşme; toplumsallaşma bütünleşmek içindir. Bütünleşme, kriz zamanında çatışma dönemlerinde meydana gelir. Örneğin İbn Haldun’da ki asabiyet teorisi gibi.

TOPLUMSAL FARKLILAŞMA VE DİN

*Toplumsal farklılaşma, farklılaşma dediğimiz şey 2 açıdan olur. Birincisi, insanların biyolojik olarak ailesinden tevarüs edip toplumda oluşturduğu farklılaşmadır. Bunlar insanın ‘’deri rengi, konuştuğu dil, cinsiyet, yaş farkı’’ olabilir. İkincisi ise, sonradan olan değişmedir buda başarı, yetenek, bilgi, çaba gibi şeylerden dolayı ’sosyal farklılaşma’’, ‘’ekonomik farklılaşma’’ , ‘’bilgi açısından farklılaşma’’ veya

‘’siyaseten farklılaşma’’ ortaya çıkıyor.

* Kısaca farklılaşma, bir toplumda insanların sahip olduğu toplam kaynakların farklı olarak paylaşılması sürecidir. Bu kaynaklardan bir tanesi ‘’ekonomik kaynaklardır’’ insanlar mesleklerine göre ayrılırlar. Bir diğeri ise gücün paylaşılmasıdır.

*Dinde Farklılaşma ise, bir imtihan vesilesi veya rekabet doğurarak başarıya teşvik etmek ve dini konularda daha iyi noktalara gelmek içindir.

Farklılaşmanın Biçimsel Boyutu ve Kavramsal Anlamı:

Sosyal farklılaşma olgusu, belirli bir toplum içerisindeki karşılıklı sosyal etkileşim sürecinden kaynaklanan, fertler, sosyal kurumlar ve sosyal gruplar arasındaki her türlü farklılığı ifade eder.

Sosyal Farklılaşmanın dört büyük biçimi vardır Bunlar;

  1. Fonksiyonel farklılaşma; İnsanların yetenek düzey ve yönlerinin farklılığı ile ilgilidir.

  2. Geleneksel Farklılaşma: Bazı toplumlarda gençlerin yaşlılara karşı saygılı davranmasının zorunla hale gelmesi gibi.

  3. Kurumsal Farklılaşma: Hiyerarşik sıra ve derece farklılaşmasıdır.

  4. Rekabetçi Farklılaşma: Bir bireyin veya grubun diğerlerinin başarısızlığını göstermesi bakımından ortaya çıkan bir farklılaşmadır.

Kısaca Toplumsal Farklılaşma; mertebe, durum, fonksiyon ve kültürün farklılaşması, başkalaşması ve çeşitlenmesinden ibaret bulunan bir süreç olarak tarif edilmektedir.

TOPLUMSAL TABAKALAŞMA VE DİN

Toplumsal tabakalaşma, insanlığın sahip olduğu toplam kaynakların insanlar arasında birbirinden farklı olarak dağılmaya başlamasıyla ortaya çıkan bir tür bir aradalık halidir

*Sosyal tabakalaşma toplumdan topluma değişiklik gösterir. Bu anlamda toplumların tabakalaşma çeşitleri 3’e ayrılır;

Kapalı Tabakalaşma çeşitleri; Sınıflar arası geçiş yoktur ve sınırlar katıdır. Bu sınırlar arasındaki geçişkenlik kurallar ile yasaklanmıştır. Örneğin; -Kölelik veya –Kast sistemi

-Yarı Kapalı Tabakalaşma; Kısmen sınıflar arası geçiş vardır. Böyle bir sistemde derebeyi ödüllendirebilir ve kişi işçi iken daha üst bir duruma çıkabilir. Örneğin, -Feodal zümreler

Açık Tabakalaşma sistetemleri; Günümüz tabaklaşmasıdır. Dikey bir hareketlilik ve geçiş olduğu için açıktır. Örneğin, -Sınıf-statü gbi.

*Çağdaş kapitalist toplumlarda ‘’üst’’, ‘’orta’’ ve ‘’alt’’ olmak üzere üç sınıftan oluşur.

Tabakalaşma Kuramları:

1.İşlevselci Tabakalaşma Kuramı: Davis ve Moore tarafından geliştirilen işlevselci kuram, toplumsal tabakalaşmanın evrensel olduğunu, toplumsal hayat ve sürekliliğin devamı için tabakalaşmanın en önemli işlevsel başarı mekanizması olduğunu iddia etmişlerdir. Bu kuramcılara göre tabakalaşma kaçınılmazdır.

2.Çatışmacı Kuram: Marx’a göre tabakalaşma iki düzeyde belirginleşir. Bunlar iktidarı, gücü ve sermayeyi elinde bulunduran burjuvazi ile bunlara sahip olmayan sömürülen işçi (proleterya) sınıflarıdır. Marx’a göre, insanlık tarihi sınıf çatışmaları tarihidir.

3.Uzlaşmacı Kuram: Temsilcisi Weber’dir. Weber’e göre, sınıfsal farklılıklar yalnızca üretim araçlarının denetiminden ya da denetimlerinin olmamasından değil, mülkiyet ile doğrudan doğruya ilişkisi olmayan ekonomik etmenlerden de kaynaklanmaktadır. Yani Weber’de ki hiyerarşik ayırım, insanların üretim araçları karşısındaki durumuna göre değil, piyasadaki mallara hangi ölçüde sahip olduklarına ve hayatta elde edecekleri olanaklara bağlıdır.

Weber’e göre tabakalaşma çok boyutlu olmakla birlikte o, daha çok üçlü bir tabakalaşma yapısı üzerinde durmuştur. Bunlar; -Sosyal sınıf, -Statü, -Politik parti’dir.

KAMUSAL ALANDA DİN

Kamu, ‘’herkes’’ ya da ‘’toplumun ortak yaşam alanlarını’’ tanımlamaktadır.

Kamusal alan ise, inanç, düşünce, görüş ayırt etmeksizin herkese ait mekanın adıdır. Kamusal alanın zıddı ise ‘’özel alan’’dır.

Özel alan, herkese ait olmayan mekanlar olarak görülmektedir. Ev, özel alanların başında gelmektedir. Ancak bu mekanlar bazı özel zamanlarda yarı kamusal alan haline gelebilmektedir.

*Rappa’ya göre kamusal alan, insanlar arası iletişim ve etkileşimin hem fiziksel hem de metaforik

anlamda kurulduğu, her türlü grup ve taraf arasında bilgi alışverişi ve tartışmaların yapıldığı bir alandır.

Kamusal Alan Modelleri:

  1. Agonistik kamu modeli, kelime anlamı ‘’rekabete dayalı davranış’’ demektir. Agonistik kamu alanı

görüşleri Hannah Arendt’in görüşleri etrafında biçim kazanmıştır. Bu modele göre kamusal alan, rekabet ve mücadele üzerinden insanların kendi iyi taraflarını, kahraman taraflarını, bilgilerini ortaya

koyabildikleri kendi kendilerini sergiledikleri bir alandır. Bu görüşe göre, uyumun olmadığı alanlar kamusal alan değildir.

  1. Legalistik Kamu modeli, Bruce Ackerman görüşleri üzerinden konuşulmaktadır. Bu model liberal bir perspektiften bakışı yansıtmaktadır. Dolayısıyla devletin sokaktan, çarşıdan, pazardan bunun gibi

insanların çeşitliliğinin olduğu kamusal alanlardan kendini mümkün olduğu şekilde çekmesi ve onlara fırsat sağlamasıdır. Yani iyi nedir? doğru nedir? Tanımını devletin yapmaması bunu halkın kendisinin tartışarak kendisi için faydalı olanı ortaya çıkarması gerektiğini savunan bir alandır.

  1. Söylemsel Kamu modeli, Jürgen Habermas’ın yaklaşımını anlatır. Söylemsel kamu modeli, kamusal alanı daha üstten ve seçkinci politik alan faaliyeti olmaktan çıkararak, kültürel ve toplumsal boyutları baskın bir düzleme doğru yaymaktadır. Bu model, çok geniş insan katılımının olduğu kültürel ve

toplumsal alanda, insanların birbiriyle tartışabilmesi ve görüşlerini ortaya koyabilmesi, itiraz edebilmesini önermektedir.

Kent ve Kentlileşme:

Kent, nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ya da hizmet alanında çalışan, tarımsal etkinliklerin olmadığı

yerleşim alanı.

Kentleşme,. Nüfusun arttığı, çeşitliliğin çoğaldığı, kurumsallaşmanın yükseldiği, sanayileşmenin olduğu yerler(kentler) ile alakalı bir şeydir.

Kentlileşme, insan ile ilgili olandır. Yani kentli davranış, düşünce ve örgütlenme biçimine entegre olmuş insanı ifade eder.

Kentleşme Çalışmalarının Seyri:

  1. Kurucu sosyologlar dönemi; bu dönemde kent için bağımsız bir çalışma yoktur. Bu dönemde sanayileşmenin oluşturduğu değişim ile ilgilenen sosyologlar kent kendi başına bir araştırma alanı olmamıştır.

  2. Chicago Ekolü; 1920’li yıllarda oluşan bu ekol asıl kentleşme çalışmalarının olduğu dönemdir. The City’ diye yazmış oldukları eser kentleşme çalışmalarında en önemli referanslardan biridir. G. Simmel ilk defa bireye, kentli insan tipinin davranışı üzerine yoğunlaştığı için Chicago ekolü için bir ideal tip ve bu

ekolü besleyen olmuştur. Bu ekol 1920’li yıllarda Chicago şehri sanayileşme gibi nedenlerden dolayı aşırı göç almasından dolayı hızlı bir nüfus artışı ve bir takım problemleri ortaya çıkarıyor. Bu ekolün

kurulmasının nedeni de aşırı göç ile problemlerin ortaya çıkmasından dolayı ortaya çıkmıştır.

  1. Neomarksistlerin Çalışmaları; ekonomi, iktidar veya sosyal süreçler arasındaki ilişkileri vurgulayan ama Marx gibi katı düşünceleri olmayan kişilerdir. Bunların çalışmaları kent çalışmalarını yenileyen, kapitalizmin kent ile ilişkisini farklı açılardan görünür hale getiren , kent-sınıf ilişkisi, kent-kimlik ilişkisi, kent-siyaset ilişkisi gibi kentleşme çalışmaları vardır.

  2. Günümüzde ise, gündelik hayat üzerinden daha çok çalışmalar vardır. Gündelik hayatı çözerek ancak kenti tanımlayabiliriz görüşündedirler. Gündelik hayat bir tür tiyatro sahnesi gibidir dekor, kostüm ve maskeler vardır. Kentleşme çalışmaları günümüzde o maskeleri kaldırmamız gerektiğini söylerler.

YENİ DİNİ HAREKETLER

*1950 sonrası Batı Avrupa’da ve ABD’de ortaya çıkmış ve hızla yayılmıştır. Yeni dini hareketler ve bu hareketlerle ilgili konular, söz gelimi din değiştirme, dini çoğulculuk, dini pazarlar üzerinde yoğunlaşır.

Yeni dini hareketler, farklı inanç ve ibadetler, farklı bir hayat tarzı, farklı değerler ile birlikte ortaya çıkmaktadır.

*Yeni dini hareketler üzerinde çalışmalarda bulunan ‘’Thomas Robbins’’ YDH ile ilgili ‘’Monistik ve Düalistik’ şeklinde ayrımda bulunmuştur. Monistik; İçsel manevi bir dönüşümü savunmaktadır. Düalistik ise, Hem tanrı hem de insan merkezli bir ahlaki düalizmi kabul eden bir harekettir.

*YDH ile ilgili bir başka tipoloji denemesi ise ‘’Roy Wallis’’ tarafından yapılmıştır. Wallis, yeni dini hareketleri dış dünyaya karşı tutumlarına göre üç kategoriye yerleştirmiştir;

-Dünyayı reddeden hareketler.

-Dünya ile uzlaşan hareketler.

-Dünyayı kabul eden hareketler.

*İnsanların YDH’ye yönelmesine sebep olan faktörler;

-Mahrumiyet -İlişki ağları

-Ahlaki ve sosyal belirsizlikler/güvenli bir ada arayışı.

Mormonlar: *’’Josep Smith’’ tarafından 1830’larda kurulmuştur.

*Josep Smith; İsa Mesih ve Havariler tarafından kurulan kilisenin doğru yoldan sapması sonucu;

-Kendisinin tanrı tarafından seçildiğini -kendisine kitap verilidğini

-Kiliseyi yenileme görevi verildiğini iddia etmiştir.

*Hristiyanlığın en doğru yorumu olduklarına inanırlar.

*Alkol, tütün, kafein, çay, kahve, kola, tüketimi yasaktır.

*Mormonlara göre tahribata uğrayan kutsal kitaplar ve dinler Smith tarafından yenileniştir.

*Hareket, kadınların ve siyahların papaz olmasına karşıdır.

Yedinci Gün Adventizmi:

*Bir Protestan Hristiyan mezhebidir.

*Advent; İsa Mesih’in krallığını kurmak için tekrar yeryüzüne dönmesi gerekmektedir.

*En önemli temsilcileri ‘’Ellen G. White’’ ve ‘’William Miller’’ olmuştur.

*Kendilerini ‘ahir zaman cemaati’ olarak görmektedirler.

*Bunlara göre kafirlere ebedi cehennem yoktur.

Yehova Şahitleri: *’’Charles Taze Russel’’ tarafından kurulmuştur.

*Üçlüğe (baba-oğul-kutsal ruh) inanmazlar.

*Dünyadaki sorunların ancak Tanrı’nın gökteki krallığı tarafından çözüleceğine inanırlar.

*Yalnızca cennet inancı vardır.

*Temel Hristiyan sakramentlerinden sadece vaftizi ve komünyon (ekmek-şarap) ayinini kabul ederler.

*Ruhban sınıfını kabul etmezler.

Moonculuk/Birleşik Kilise: *Kurucusu ‘’Sun Myung Moon’’dur. Hareketin resmi adı ‘’Birleşik kilise’’ dir.

*Uzak doğu kökenlidir. Ancak hareket Hristiyan unsurlar taşımaktadır.

*Moon 1952’de ‘’ilahi ilke’’ ismiyle öğretiyi ortaya koymuş, 1954 yılında ise resmi olarak kilisesini kurarak öğretisini yaymaya başlamıştır.

*Mooncular, önce Hristiyanlıktaki ayrılıkları gidermeyi, sonra da tüm insanlığı tanrının bayrağı altında toplamayı hedeflemektedirler.

*Mooncular stadyumlar gibi büyük yerlerde on binlerce çiftin katıldığı toplu nikah törenleri ile kamoyunda duyulmaktadırlar.

Hare Krişna /Iskcon:

*Hindistan kökenli bir harekettir.

*Hareket kendisini ’uluslar arası Krişna Bilinci Cemiyeti’’ olarak nitelendirmektedirler.

*Kurucusu Krişna’nın son reenkarnasyonu olduğuna inanılan ‘’Bengalli Chaitanya’’dır.

*Krişna hareketi daha çok uyuşturucudan kurtulmak isteyen hippi kökenli gençlerin ilgisini çekmiştir.

*Harekete dahil olanlar ‘’MANTRA’’ adı verilen bir zikir yapmaktadırlar.

Transandatal Meditasyon: *Hareketin lideri ‘’Maharishi Mahesh’’ tir.

*Akımın bütün dünya insanlığını manevi bir devlet altında toplamak, böylelikle fakirliği, mutsuzluğu yenmek, tabiatla barışık yaşamak gibi küresel bir amacı vardır.

İslam Milleti/Nation of İslam: *Kurucusu ‘’Wallace Fard Muhammed’’tir.

*ABD merkezli siyahi Müslümanların ortaya çıkardığı bir harekettir.

*Fard’a göre ilk insan siyahtı ve siyahlar Arabistan coğrafyasında yaşıyorlardı. Beyaz ırk sonradan ortaya çıkmıştı ve kıyamet beyaz ırkın üstünlüğünün sonra ermesi demektir.

*Hareketin ABD siyahileri arasında hızlı bir şekilde yayılmasın da ‘’Malcom X’’ in etkili vaazları vardır. Ancak daha sonra Malcom X bu hareketten ayrılmıştır.

Yorum Yap

Yorum Yap